
Sayın Bayan, Sayın Bay
Federal hükümetin “Türkiye’nin kolektif savunma hakkı talebine (Birleşmiş Milletler Anayasasının 51. Maddesi) ve Kuzey Atlantik Konseyi’nin 4 Aralık 2012 tarihli kararına dayanarak NATO hava savunma sisteminin (NATİNADS) takviyesi için silahlı Alman birliklerinin gönderilmesi”ne yönelik önergesini 12 Aralık 2012 tarihinde karara bağlayacaksınız.
Suriye Türkiye’ye karşı bir saldırıda bulunmayı gütmediği, buna karşılık Türkiye’den sızan silahlı çeteler karşısında kendini savunmak zorunda olduğu ve bu çetelere karşı yürüttüğü mücadelede roket kullanımı uygun olmadığı halde Alman Dışişleri Bakanı Patriot roketleri savunma sisteminin “Türkiye’nin Suriye’den gelecek olası roket saldırıları karşısında korunması” için zaruri olduğu yolunda, inandırıcı olmayan bir gerekçe ortaya atmaktadır. NATO üyesi Türkiye’nin kendini “Özgür Suriye Ordusu”nun koruyucu gücü olarak gördüğü, ona Türkiye sınırı üzerinden Suriye’ye sızma imkanı verdiği ve onu istihbarat ve lojistik olarak desteklediği aşikardır. Bu koşullarda kolektif savunma hakkı misyonu hukukun kötüye kullanılmasıdır ve savaş iştirakçisi olmayı kamufle etmenin bir bahanesi haline gelmektedir. Almanya şimdiye kadar Suriye’ye karşı ilan edilmemiş savaşta uzaktan yönetilen çete savaşının içinde yer alırken istenilen silah sistemlerinin devreye sokulması Almanya’nın bu pozisyonu terk ederek aktif askeri müdahaleyle birlikte savaşın tarafı olma konumuna geçeceği anlamına gelir.
Türkiye’yle ve bu NATO üyesinin desteklediği terör çeteleriyle yapılan bir silah arkadaşlığı esasen federal hükümete hesabı sorulmayan bir diğer silah arkadaşlığından bağımsız olarak düşünülemez: Federal hükümetin Suudi Arabistan’a yapmayı düşündüğü ve „Boxer“ tipi tanklarla „Leopard 2“ tipi savaş tanklarını içeren silah sevkiyatı “Özgür Suriye Ordusu” bayrağı altında savaşan terör çetelerinin ikinci vaftiz babasını doğrudan desteklemektedir.
Almanya bu eylemlerle, şimdiden bölgedeki güçleri temsil eden ve bunun da ötesine geçen bir savaş olarak karakterize edilebilecek ve daha da büyük silahlı çatışmalara yol açabilecek bir savaşın içine çekilmek tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bu bağlamda 15 Kasım 2012 tarihli, 37867 nolu dilekçemize dikkat çekiyoruz. Bu dilekçe yayınlanmadığı, sadece “incelenmesi için yetkili bakanlıklara iletildiği” için sizi dilekçenin içeriği ve uluslararası hukuk açısından ivedi eylem ihtiyacı konusunda bilgilendirmek istiyoruz.
Dilekçenin Tam Metni
Dışişleri Bakanı ve diğer devlet mercilerinin uluslararası hukuku ve Alman Anayasasını delerek ve özellikle de yasal Suriye hükümetinin, silahlı gruplar da içinde olmak üzere gerek iç gerekse dış düşmanlarını desteklemek yoluyla Arap Cumhuriyeti Suriye’nin iç meselelerine karışmasından şikayetçiyiz.
Gerekçe
Aşağıdaki olgulara dikkat çekiyoruz:
-Suriye sahil şeridinde konuşlanan Alman Deniz Kuvvetlerine ait bir casus gemisi akustik ve optik sensörlerin yardımıyla bilgi toplamakta ve bunları silahlı gruplara iletmektedir.
-Suriye’ye silahlı gruplar gönderen Suudi Arabistan ve Katar Alman tanklarının sevkiyatı sayesinde bölgesel askeri güçler olarak takviye edilmektedir.
-Silahlı grupların herhangi bir engelle karşılaşmadan Suriye’ye giriş yaptıkları Türkiye’ye resmi düzeyde onay ve dayanışma güvencesi verilmektedir.
-Ağırlıklı olarak Başbakanlık bütçesiyle finanse edilen Bilim ve Siyaset Vakfı Suriyeli muhalif grupların temsilcilerini “Esad sonrası dönemi” istişare etmek üzere Berlin’e davet etmiştir.
-Federal hükümet diğer hükümetleri de Suriye’ye karşı ekonomik yaptırımlar uygulaması konusunda sıkıştırmaktadır, bunun amacı saldırılar karşısında Suriye halkının direncini zayıflatmak ve hükümete karşı başkaldırıyı harekete geçirmektir.
-Alman diplomasisi Güvenlik Konseyi üyeleri Rusya, Çin ve diğer ülkelerle birlikte karşılıklı (!) olmak üzere şiddetten vazgeçilmesi ve siyasi uzlaşma suretiyle iç çatışmanın çözümünde etkili bir rol oynamayı açıkça reddetmektedir.
Devletin resmi mercilerinin bu eylemleri
-toplamda uluslararası hukuk açısından bir saldırı anlamına gelmektedir. Zira 14 Aralık 1974 tarihli BM Genel Kurul toplantısının kararında yer alan saldırı tanımına göre sadece “bir devlet veya onun adına silahlı çetelerin, grupların, partizanların veya paralı askerlerin gönderilmesi” uluslararası hukuk açısından bir saldırı olarak değerlendirilmekle kalmamakta aynı zamanda karakterize edilen durumun da gösterdiği üzere “asal iştirak” anlamına gelmektedir.
-Bu nedenle saldırı yasağını (BM Anayasasının 2. Maddesi 4. Fıkrası) ve ihtilafın barışçıl çözümüne yönelik yükümlülüğü ihlal etmektedirler (BM Anayasasının 2. Maddesi 3. Fıkrası) ve devletlerin özerk eşitlik ilkesiyle (BM Anayasasının 2. Maddesi 1. Fıkrası) bir başka devletin iç meselelerine karışma yasağının (BM Anayasasının 2. Maddesi 7. Fıkrası) açıkça hiçe sayılmasının göstergesidirler.
-Böylece Alman Anayasasının 25. Maddesine göre “uluslararası hukukun genel kuralları” içinde yer alan ve “devlet hukukunun bir unsuru” olan uluslararası hukukun temel normlarının altını oymaktadırlar. Bunun anlamı şudur: “Yasaların önünde gitmekte ve doğrudan doğruya Federal Almanya’nın milli toprağının sakinleri için hak ve yükümlülükler üretmektedirler”
-Ve en nihayet Alman Anayasasının 26. Maddesi 1. Fıkrasında “Halkların barışçıl ortak yaşamını bozmaya yönelik kasıtlı eylemler, özellikle de tecavüzi harp hazırlıkları içinde olmak anayasaya aykırıdır. Bunlar cezai yaptırım gerektirir.” ifadesiyle diye getirildiği üzere Alman halkının temel ihtiyacı olan barış ve güvenlik içinde yaşama ihtiyacını hiçe saymaktadırlar.
Sunulan bu olguları kayıtsız şartsız incelemenizi ve gerek uluslararası hukukun gerekse bu ihtilafta Almanya’nın kesin tarafsızlığının korunması için kendi inisiyatifinizle harekete geçmenizi rica ediyoruz.
Türkiye’de Patriot kullanımına ve Suudi Arabistan’a yapılacak tank sevkiyatına muvafakat edenler Suriye karşısında yürütülen savaşın keskinleşmesini ve İran’a karşı savaş tehditlerini desteklemiş olacaktır.
Muvafakat edenler en nihayetinde bir dünya savaşı tehlikesine yol açabilecek bir savaş siyasetini teşvik etmiş olacaktır.
Dostluk ve Selamla
Klaus Hartmann
(Alman Freidenker-Birliği Başkanı)
If you wish to express your solidarity with this campaign, please complete the following: