TLAXCALA تلاكسكالا Τλαξκάλα Тлакскала la red internacional de traductores por la diversidad lingüística le réseau international des traducteurs pour la diversité linguistique the international network of translators for linguistic diversity الشبكة العالمية للمترجمين من اجل التنويع اللغوي das internationale Übersetzernetzwerk für sprachliche Vielfalt a rede internacional de tradutores pela diversidade linguística la rete internazionale di traduttori per la diversità linguistica la xarxa internacional dels traductors per a la diversitat lingüística översättarnas internationella nätverk för språklig mångfald شبکه بین المللی مترجمین خواهان حفظ تنوع گویش το διεθνής δίκτυο των μεταφραστών για τη γλωσσική ποικιλία международная сеть переводчиков языкового разнообразия Aẓeḍḍa n yemsuqqlen i lmend n uṭṭuqqet n yilsawen dilsel çeşitlilik için uluslararası çevirmen ağı

 10/08/2020 Tlaxcala, the international network of translators for linguistic diversity Tlaxcala's Manifesto  
English  
 EUROPE 
EUROPE / Koronavirüs: Avrupa Birliği’ni herhangi bir yerde gören var mı?
Date of publication at Tlaxcala: 19/03/2020
Original: Κορονοϊός : Την Ευρωπαϊκή Ένωση την είδε κανείς πουθενά;

Koronavirüs: Avrupa Birliği’ni herhangi bir yerde gören var mı?

Spyros Marchetos Σπύρος Μαρκέτος

Translated by  Mustafa Çolakali Μουσταφά Τσολάκ Αλή

 

Evet, evet, ta kendisini. Refah ve barışı getirecekti hani. Hani uluslarüstü konularda, epidemi konusunda olduğu gibi, cevap verecek tek yetkili kurum olarak kendini reklam ediyordu. Hani on yıldır bizlere gözlemciler gönderen, kreditörlerimiz zarar görmesin diye ekonomimizi yok edip halkımızı yoksullaştıran Avrupa Birliği.

http://tlaxcala-int.org/upload/gal_22023.jpg

Epidemide ortada yok

Epidemi, Kasım 2019’da Uhan’da yayılmaya başladı. Avrupa Birliği’nin, üye ülkelerine savunmalarını hazırlamalarında yardım etmesi için önünde dört ay vardı. Bu önemli zaman diliminde ulusal hükümetlere sorumluluklarını bile hatırlatmadı. Sağlık zırhlanmasını önemsemedi ve İtalya yaşlı hastaları korumakta güçlük çektiğini duyurduğunda umursamadı. Çökmekte olan sağlık sistemlerine sağlık malzemeleri, doktor ve sağlık personeli sağlanmasını kolaylaştıracağı yerde, ekonomik bedeli olmayan hareketleri bile yapmadı. Örneğin halkı bilgilendirmek ve bugün çözümü zorlaştıran bedensel temasları ortadan kaldırmak gibi – bakınız Kutsal Sinod.
 
Avrupa Birliği, üye-ülkelerin sağlık sistemlerinin hayati önemi olan koruma maskesi ve üniforma gibi malzemelerinin yeterliliğini sağlamak için ne yaptı? Cevap, yardım etmedi; ve bugün Yunanistan ve İtalya’da sağlık çalışanları, hastalıkla maskesiz ve üniformasız mücadele ettikleri için ölüyorlar. Avrupa Birliği’nin neoliberal politikaları onyıllardır üretim altyapısını dağıtıyor, bunun sonucunda bugün neredeyse tüm Avrupa ülkeleri koronavirüsle mücadelede gerekli hayati önemdeki araçlardan yoksun. Epideminin ortaya çıkmasıyla AB, herhangi bir şekilde sağlık sitemlerine destek oldu mu? Destek olmadı, kaldı ki İstikrar ve Kalkınma Anlaşması (1997) ile, Yunanistan’da yıkıcı memorandumlarla, Makroekonomik Dengesizlikler Girişimi (2011) ile onyıllardır bu sistemlerin zayıflamasında öncü rol oynadı. Özellikle sonuncusuyla Avrupa Komisyonu, tüm ülkelerde sürekli maaşların kısıtlanması ve iş koşullarının kötüleştirilmesi, toplumsal maaşın sınırlanması, emeklilik şartlarının kötüleştirilmesi, zenginlik üreten kaynakların sermayeye devredilmesi (sağlıkta bahsedilen “özelleştirmeler”) gibi yeni önlemler dayatıyor. Son on yılda emekli maaşları, sağlık, maaşlar ve iş güvenliği, çalışma primleri sürekli hedef tahtasında oldu. Sonuç: nüfusun büyük çoğunluğunun bugün epidemi karşısında eli-kolu bağlı. Bütçe fazlaları, kelimenin tam anlamıyla kanla ödeniyor.
 
Peki Avrupa Birliği bizi fikirleri ezelden beri bilinen, Yunanistan’daki metroplitlerin Kutsal Sinod meclisi gibi kurumsal olarak süper güçlü ve artık kelimenin tam anlamıyla tehlikeli karanlıkçılardan nasıl korudu? Hiç, sadece ilgilenmedi. Birçok “Avrupacı”, Brüksel ile karanlıkçılığın, bizim durumuzda Kutsal Sinod, birbirleriyle zıt kutuplar olduğunu hayal ediyorlar. Gerçekte olan ise ilişkilerinin birliktelik olduğu, karşılıklı destek ve birbirinden beslenme ilişkisi olduğudur. Aynı paranın iki farklı yüzüdürler. Her ikisinin de asıl amacı ruhumuzun kurtulması da, kıtamızda barış ve refah da değil, kapitalizmin dayatılması ve oligark çıkarlarının korunmasıdır. AB’yi destekleyen tüm partilerin aynı zamanda kilisenin yardımını da istemeleri tesadüf değildir.

Mültecilerin dramından da sorumlu

Avrupa Birliği’nin, milyonlarca mültecinin bölgemizde yaşadığı dramda da korkunç sorumlulukları vardır. Mülteciler, ABD ve AB’nin dayattığı ekonomik yamyamlık politikaları neticesinde, ya da Afganistan ve Yemen’den Somali, Fas ve Libya’ya kadar, ve elbette Batı’nın tahrik ettiği Suriye trajedisine kadar NATO’nun ciddi boyutlarda sorumluluğunun olduğu savaşlardan dolayı ülkesinden kovuldular. İmkansız ve insanlık dışı bir hedef olan “Kale Avrupa”nın kurulması için, 2016’da Avrupa Birliği Türkiye ve Yunanistan’ı, AB’nin sert çekirdeğinden uzak tutulması gereken mülteciler deposuna çevirdi. Türkiye’yi “güvenli ülke” olarak tanımlayarak Erdoğan’ı yasallaştırdı ve fonlar sundu. Bu politika, başından da belli olduğu gibi, birkaç yılda çöktü. Ve her kim ki bunu desteklemişse, bugünkü kabul edilemez ve son derece tehlikeli duruma varılmasında sorumluluk payı vardır.
 
AB’nin emriyle SYRİZA Moria ve diğer toplama kampları el bombasını yarattı ve ND gelip pimini çekti. Üç bin insan için sadece tek bir çeşmenin bulunduğu yerde, epidemi kaçınılmaz olarak adalara ve ülkeye ve sınır ötesine yayılacaktır. Bugün hükümetin toplama kamplarını acilen kapatması ve mültecileri sağlıklı koşullarda, el konmuş otel ve okullarda, kendilerine onurlu ve sağlıklı barınma ve beslenme sağlamayı üstlenmesi elzemdir. Aksi taktirde kontrol edilemez boyutlarda bir trajediyle karşı karşıya kalacağız.

Epideminin yayılmasındaki suç teşkil eden sorumluluklaının ötesinde, Avrupa Birliği’nin gelmekte olan krize karşı da daha ağır sorumlulukları var. Yaşamakta olduğumuz olağanüstü durumda, ekonomi politikasının doğal olarak Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) bankerlerinden alınıp daha demokratik kurumlara verilmesi gerekirdi. Ancak böyle bir şey olmadı.
 
“Sprent’leri azaltmak bizim işimiz değil” dedi AMB lideri Christine Lagarde, İtalya’nın borç vergilerinin tavan yapmasıyla ilgili olarak. Bir başka deyişle, bankerler, epidemiyi, Yunanistan’da yaptıkları gibi, İtalya’nın ve diğer ülkelerin gümüşlerini ele geçirmek için bir fırsat olarak görüyorlar. Ve Avrupa Birliği’nin bunu engelleyeceğini düşünenler gerçekten saflar. Aksine, şu ana kadar tüm verilerin gösterdiği baz alınırsa, onlara kolaylıklar sağlayacak AB.
 
Epidemi zenginleri ve fakirleri mağdur ediyor, evet, ama fakirler ve orta halliler epideminin nedenlerinden çile çekiyorlar, ve ulusal ve Avrupa bazında egemenler bunu çok iyi biliyorlar. En zayıfların korunması için önlem alınmasının reddi, yeni bir istimlak kümeleşimi turunun ilerlemesi için felaketin kullanılmasının sinik çabasıdır. Malesef, örgütlü, toplu ve sonuç alacak şekilde karşı çıkmazsak, tüm Avrupa’da, ABD’de Katrina kasırgasından sonra yaşananlar yaşanacak.
 
Yunanistan’da epidemiyle mücadele, Avrupa Birliği ve hükümetin ortak sorumluluğuyla, kabul edilemeyecek şekilde geç başladı, ama iyi ki İtalya’daki kadar geç kalınmadı. Ancak geçen aylarda hazırlıklarımızı yapmadığımız için, maalesef daha kötü gelişmelerle karşı karşıya kalabiliriz. Acımasız burjuva sınıfı, oligarkların itici şekillerinde yansıma buluyor. Devasa yetersizlikler ve cüppeli veya cüppesiz, hükümettekilerin tutucu veya liberal bakışları, ve kamu aydınlarının genel tavrı, ülkeyi berkitilmemiş bıraktı. Dağılmış sağlık sistemi ve mülteci toplama kampları. Yerel liderler ve AB işbirliği içerisinde on yıldır süren memorandum yağmasından sonra halkın dayanma gücünü yitirmesi. Yok edici finansal yönetim ve yön değiştirme konusundaki isteksizlik. Özellikle Selanik’te, şimdiki ve önceki yöneticilerin sorumluluğuyla, aşırı derecede yoğun belediye otobüsleri toplu koronavirüs üretim makinesine dönüştüler, ki bu da epideminin ülkenin diğer bölgelerine kıyasla daha kötü olacağı korkularını doğurdu.
 
Zor zamanda, epidemi zamanında, kimin halkların dostu kimin düşmanı olduğu açıkça görülüyor. Avrupa Birliği, Avrupa halklarına yardım etmek için bir şey yaptı mı? Herhangi bir biçimde kıtanın koronavirüse karşı zırhlanması için katkı sağladı mı? Cevap, hayır. Dayattığı politikaların felaket politikaları olduğu kanıtlandı, ve hâlâ epidemiyle mücadeleyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor. AB bizim dostumuz değil, düşmanımız. Boyunduruğundan kurtulmamızın vakti gelmiştir.

[1] Emma Clancy, Discipline and Punish: End of the road for the EU’s Stability and Growth Pact?  A report commissioned by Martin Schirdewan Die Linke Member of the European Parliament (GUE/NGL),  Brussels February 2020, διαθέσιμη στο

 





Courtesy of Tiken
Source: https://cutt.ly/Ktl46Ww
Publication date of original article: 16/03/2020
URL of this page : http://www.tlaxcala-int.org/article.asp?reference=28382

 

Tags: Koronavirüs Avrupa BirliğiTürkiye-YunanistanNATO
 

 
Print this page
Print this page
Send this page
Send this page


 All Tlaxcala pages are protected under Copyleft.